Sokak Lambası Köşe Logosu

Umut Ateşi

Osman Titiz

osmantitiz@hotmail.com

"bizim de bir çift sözümüz vardı
nar çiçeği, gül dalı üstüne
dudaklarımızda kaldı"(rıfat ılgaz)

Saatlerin şakalarımda zonkladığı gecenin karanlık ve puslu anlarıyla birlikte beynime üşüşen Kafdağı’ndan postalanmış hayaller. Cırcır böceklerinin ötüşüyle yırtılan sessizlik perdesinde oynayan son film. Yedi yaşındaki bir masumun kanıyla kirlenen ellerini yine yedi yaşında bir masumun saçlarında temizleyen anlamsızlık sözcüğüyle ikiz kardeş bir hayatı arşınlayan kanlı katilin hayallerindeki sahnelerdi filmin son matinesinde oynayan. Ve asırlık çınarın yaprak hışırtıları altında bir gün batımına nazır duyguların mızraplarını gönül teline dokundurmasıyla duyulan hoş namenin kazındığı anı defterinin dostluk sayfaları... Özlemin, özlemenin en anlamlılarından biriydi bu. Adını anmaktan korktuğum, yüreğimin atışlarında gizli sonsuzluk kavramının gölgesinde yeşeren onun hayali.. işte oydu gözlerimden saçılan son ışıltı. Yoksa çoktan sönüp gitmişti denizcilere yol gösteren fenerim. Dalga sesleriyle inleyen garip kumsalın aşınacağı yoktu attığım voltalardan. Son nefesti sigaramda o, son yudumdu kadehimde, içip atacaktım... attım da ama geriye kalan bir şey vardı. Bir hayat özümsemesi bırakmıştı ardında giderken ve ben onu yudumluyordum bitmek tükenmek bilmeden. Yanlızlıkla hiç tanışmadım çünkü zaten ben oydum. Halbuki en kötü birliktelikti o. Ama ben oydum işte...

Sonra dallardan sarkan buz parçalarının uçlarındaki su damlacıklarında onu görüyordum. Yine aynıydı, hep aynı. Sadece masum ve derin bakışlarının karanlığında kayboluyordum ama o hep gülümsüyordu. Oysa ben hala çözemediğim bilmecelerin cevaplarıyla uğraşıyordum. Kendi iç dünyama dalmış, keşiflere çıkmıştım yalınayak. Yanımda sadece sopam vardı ve böğrüne böğrüne saplıyordum toprağın ta ki o fışkırsın diye ama nafile...

Durgun suları yararak ilerleyen bir yolcu gemisinin kirli güvertesinde öylece kalakalmıştım, ellerim ceplerimde. Saçlarımı okşuyordu tuz kokulu meltem ve yüzümü yalıyordu Akdeniz’in su taneleri. Gözlerim anlamsızca takılmıştı ufka, sanki bir şey bekler gibi... Sanki ben, gemisi alabora olmuş ve kendisini su üstünde tutacak bir tahta parçasından başka bir şeyi kalmamış o kaptandım, hala ümidim sönmemişti. Ya bir kara parçası bulacak ya da ve bencesine göre yolunu kaybetmiş bir balıkçı kurtaracaktı beni....

...sonrası?..Sonra kürek çekecektik beraber, delice ve anlamsızca, nefes nefese kalışımıza aldırmadan, ellerimizin parçalanışını hiç düşünmeden, delice ve anlamsızca! İşte böyle kürek çekecektik umuda, sönmeyen hayallerimizin müdavim ateşine ulaşana kadar. Çünkü tanıyordum, tanıyorduk ümitsizliği. Dizlerinin bağının çözüldüğünü zannettiği, her şeyin bittiğini ve kaybettiğini düşündüğü bir anda ipi göğsünde hisseden maratoncunun ruhunu çok iyi biliyorduk ikimiz de... Rotasız, yolsuz, izsiz kürek çekiyorduk dalgalara karşı. Tekrar alabora olmamız işten bile değildi ama devam ediyorduk. Umudun ateşi sönmeden ulaşmalıydık oraya. Varsın sıcak dudakların konduğu alınlarımız buz gibi olsundu, sıcak eller gözyaşları eşliğinde soğuk dudaklarımıza değsindi, ne önemi vardı? Tek, umudun ateşi sönmeden oraya, gönül dünyamıza varsaydık....


Kırık Kalp Köşesi Arşivi

Bunu okudunuz mu?

Ama...

Kasım 2001

Aşk
Kırık Kalp

Ekim 2001

Önceki SayfaSonraki Sayfa

Ana Sayfa | Bilge Köşeler | Sokak Lambası

Sitemiz en iyi 1024*768*16 çözünürlük ve Internet Explorer 5.X ile görünür.